Esâye Mescidi ve Kuyusu

10

Esâye Mescidi ve Kuyusu
(Yaratilmislarin en hayirlisi) Efendimiz SAV’in veda hacci yolculugu sirasindaki konaklama yerlerinden biridir. “Esaye Mescidi” , “Esaye Kuyusu” veya bir diger adiyla “Akabet el-Esâye”olarak bilinir. Efendimiz ve hac kafilesi bu noktada dinlenerek sabah namazini eda etmisler. Iki farkli yolun (Vadinin) kesistigi bir noktada bulunmaktadir. Hadis kaynaklarinda Efendimiz SAV Veda hacci donusu bu yere geldiginde vadide esmekte olan ruzgardan cok hoslanmis, ruzgara dogru donerek ihraminin ust kismini iki eliyle havaya kaldirarak mubarek vucudu acikta kalacak sekilde bir muddet kendini esen ruzgarin letafetine birakarak “هذه أرواح طيبة” tabirini kullanarak (Bu Medine’nin ruzgaridir) diyerek Medineye olan ozlemini, muhabbetini memnuniyetini ifade etmistir.

Sevgili peygamberimiz’in SAV yasadigi bu mutlu âna sahit olmus, onun mubarek vucudunun kokusunun etrafdaki kayaliklara, topraklara karistigi, ”Taybe ruzgarlarinin” in estigi mubarek bir yer Esaye..

Burada meydana gelen hadiselerden biri de ;Mekke’ye gidis yolculugu sirasinda Hz. Peygamber SAV’in ve Ebu Bekir RA’in aziklarinin bulundugu devenin istirahat sirasinda kaybolmasidir. Bu olayi merhum M. Asim Koksal kitabinda soyle zikretmektedir:

{..Hz. Ebu Bekir’in uşağı Ukbe, bu azık devesinin üzerine binmekte idi.
Dinlenmek için Esâye’de konaklandığı veUkbe’nin de deveyi ıhdırdığı sırada, Ukbe uyuyakalmıştı. Deve, çöktüğü yerden kalkarak yularını Ukbe’nin elinden çekip almış, vadinin içine doğru gitmişti.
Ukbe, uyanınca, kalkıp yola devam etti. Devenin de yolda gittiğini sanıyordu.
Deveyi arıyor, soruyor, fakat hiç kimseden bir haber alamıyor, işitemiyordu.
Peygamberimiz Aleyhisselamın Arc’da konakladığı ve konak yerinin önünde oturduğu sırada, Hz. Ebu Bekir gelip Peygamberimiz Aleyhisselamın bir yanına oturdu. Hz. Âişe de öbür yanına oturdu.
Esma Hâtûn gelip Hz. Ebu Bekir’in yanına oturdu.
Böyle, Hz. Âişe’nin Peygamberimiz Aleyhisselamın yanında, Esmâ’nın da Hz. Ebu Bekir’in yanında oturduğu ve Hz. Ebu Bekir’in ise uşağı Ukbe’nin gelmesini bekleyip durduğu bir sırada, [64] öğleye doğru, Ukbe yalnız başına[65] devesiz çıkıp gelince, Hz. Ebu Bekir ona: “Deven nerede?” diye sordu.
Ukbe: “Dün gece onu[68] kaybettim, yitirdim!” dedi.
Hz. Ebu Bekir: “Vay sana! Keşke o yiyecekler yalnız bana ait olsaydı, gam değildi!
Fakat onlar Resûlullah Aleyhisselam ile onun ev halkına aitti!” diyerek hemen ayağa kalkıp Ukbeyi dövmeye başladı.
Ona hem vuruyor, hem de:”Sen bir tek deveyi nasıl kaybeder, yitirirsin?!” diyordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam, gülümseyerek:
“Şu ihramlı kişiyi görüyor musunuz? O ne yapıyor, bakınız!” buyurup, Ukbe’yi dövmekten Hz. Ebu Bekir’i men etti.
Azık devesinin kaybolduğunu haber alınca, Eşlemlerden Nadleler, bir çanak içinde hays* yemeği getirip Peygamberimiz Aleyhisselamın önüne koydular.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
“Gel ey Ebu Bekir! Allah sana nefis ve tatlı bir yemek gönderdi!” buyurdu.
Hz. Ebu Bekir, Ukbeye hâlâ kızıp duruyordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam, Hz. Ebu Bekir’e:
“Sakin ol! Bu iş ne sana, ne de seninle birlikte bize aittir!
Uşak, senin deveni kaybetmemeye son derecede istekliydi!” buyurdu.
Peygamberimiz Aleyhisselamla, Peygamberimiz Aleyhisselamın ev halkı ve Hz. Ebu Bekir ve Peygamberimiz Aleyhisselamın yanında bulunan herkes o yemekten doyuncaya kadar yediler.
Aradan çok geçmemişti ki, halkın artçılığını, sevkediciliğini yapan Safvan b. Muattal, azık devesini getirip Peygamberimiz Aleyhisselamın çadırının önünde ıhdırdı ve Hz. Ebu Bekir’e:
“Bak! Metâından birşey kaybetmiş misin?” dedi.
Hz. Ebu Bekir vanp baktı ve:
“Su içtiğimiz kaptan başka birşey kaybetmemişiz!” dedi.
Ukbe: “İşte, kap benim yanımda!” dedi.
Hz. Ebu Bekir: “Allah sana emaneti eda ve teslim ettirdi!” dedi.}

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir