Medine-i Münevvere

Green Dome

 

Hicrete kadar Medine-i Münevverenin adı Yesrib idi. Eski devirlerde, Curhumlar ve Amâlikalılar’dan bir grup, Medine’ye gelip yerleşmişler; Evler inşa etmişler; bedevilerin aksine ziraata önem vermişler; zamanla sayıları arttığı için evler sıklaşıp çoğalmış ve Medine -Yesrib- küçük bir şehir halini almıştır. 

Yahudiler, Babil sürgününden sonra, güneye göç etmişler; Hayber ve Medine gibi Hicaz bölgesindeki şehirlere yerleşmeye başlamışlardı.

Romalıların Filistin ve Suriye’yi işgalleriyle bunların sayıları daha da artmış ve güçlü bir topluluk olarak ortaya çıkmışlardı.Kazandıkları güç sayesinde, Curhumları ve Amâlikaları Medine’den çıkararak şehre hakim olmuşlardı.

Ancak Yahudilerin hakimiyeti uzun sürmedi. Yemendeki Me’rib Seddi yıkılnca, yaşamları zorlaşan, EVS ve HAZREC kabileleri verimli toprakları olan Medine’ye göç etmişler; zamanla güçlenerek, Medine hakimiyetini ellerine geçirmişler ve Yahudilerin şehir dışında ikamet etmelerine izin vermişlerdi.

Medineye çok yakın olan -işaret ettiğimiz- bu yerleşim bölgelerinde, yüksek duvarlar ve kaleler inşa ederek, hayatlarını güvence altına alan Yahudiler; din ve düşünce tarzlarından başka, her bakımdan -çıkarları için- Araplara benzemişler, kabile taksimatı, kılık kıyafet, şahsi adlara kadar Araplaşmışlardı.

Fakat hiç bir zaman Yahudi olduklarını unutmamışlar, Araplarla kaynaşmamışlar, hep Yahudilikleriyle böbürlenmişler kitap ve ilim sahibi oldukları için de her fırsatta Arapları aşağılamışlardır.

Arapların arazilerini ve mallarını kendileri için helal bilmişler, meşru yollardan olmasa dahi, Arapların sırtından büyük servetlere sahip olmuşlar, kanlarını emmişlerdir. Ticarette, çok mahir insanlardı. Hububat, hurma, alkollü içkiler ve giyim eşyaları gibi önemli mallar ellerinde idi. Bu malları ithal eder, hurma ihracatı yaparlardı. Ayrıca, riba (faiz) ile teamül ederler ve tefecilikte bir rakipleri daha yoktu.

Bütün Araplara, özelliklede kabile reislerine, yüksek faizlerle borç para verirler, ödeyemeyecek hale geldiklerinde de mallarına ve topraklarına el koyarlardı. Bunlar yetmezmiş gibi, bir yandan da şehir hakimiyeti ellerinde olan, EVS ve HAZREC kabilelerinin arasını açmak, birbirine kırdırmak için sürekli entrikalar çevirirlerdi. Bu işte öyle başarılar oldular ki, sonunda iki kardeş kabile birbirine girdi, Yüz yirmi yıl süren savaşlarda, binlerce arap öldü evleri ve bahçeleri harap oldu.

Bir yanda, aralarındaki uzun süren savaşlar sebebiyle zaif düşen Arapla, diğer yandan da, güçlendikçe güçlenen, özellikle de şehrin ekonomisine tamamen hakim olan İsrailoğulları -yahudiler-…

Bu korkunç tablo, Rasulullah Efendimizin(S.A.V) hicretine kadar devam edegelmiştir.

Bahsettiğimiz Yahudiler 3 kabile idiler.

A-Kaynuka oğulları

B-Kurayza oğulları

C- Nadır oğulları

Rasulullah Efendimizin(S.A.V) hicreti, doğan bir güneş gibi karanlık ufukları aydınlatmış, her yer nura gark olmuş, Medine-i Münevverede de bambaşka bir hayat başlamıştı.

 

 

MESCİD-İ NEBEVİ’NİN ÖZELLİKLERİ

– Mescidin temeli üç zirâ’ya yakındı. Temel bir buçuk metre kadar taşlardan atılmış daha sonra kerpic kullanılmıştı.

– Mescidin uzunluğu yetmiş zirâ yani 33.6 metre, yaklaşık olarak 34 metreydi. (Bir zirâ=48 santimetre)

– Mescidin genişliği altmış zirâ yani 28.8, yaklaşık olarak 29 metreydi.

– Yüksekliği ise beş zirâ, yani 2.45 metre yaklaşık olarak 2.5 metreydi.

– Mescitte her hangi bir direk bulunmuyordu. Mescidin güney batısında Suffe’de kalanların gölgeliği hariç gölgelik de yoktu.

Mescit, ilk inşaası bittiğinde tefriş edilmemişti.

Mescidin ilk kıblesi Beytü’l-Makdis idi. Mihrab mevkii hurma kütüklerinin birbiri üstüne dizilmesi yoluyla belirlenmişti.

Peygamberimiz (S.A.V) on altı ay boyunca Beytü’l-Makdis’e yönelerek namaz kılmıştı. Bu dönemde kıble kuzeye doğru idi. Mescit tamamlandıktan sonra ise yaklaşık dokuz ay boyunca kıble Beytü’l-Makdis olmaya devam etmiştir.

Ashab-ı Suffe Mescidin güney batı kısmında kalıyordu. Onlar getirilen hurmaları Mescidin çatısına asarlar idi. Mescidin bu alanının üstü yapraksız hurma dallarıyla örtülmüştü ve bu sebepten dolayı da ona “Ashab-ı Suffe Gölgeliği” denilmiştir.

MESCİD-İ NEBEVİ’NİN İLK İNŞASINDAKİ KAPILARI

Umumi Kapılar:

– Mescidin güney cephesindeki kapı. Suffede kalanların odaları buradan girişte solda kalıyordu.

– Rahmet kapısı (Babu’r-rahme) ki daha sonra Bab-ı Âtile olarak anılır olmuştur.

– Osman kapısı (Bab-ı Osman) Peygamberimiz (S.A.V) bu kapıdan girerdi ve bu yüzden Peygamber kapısı denilirdi. Daha sonra Cebrail kapısı olarak bilinir oldu.

Özel Kapılar:

– Hz. Aişe’nin (R.A) odasının kapısı.

MESCİD-İ NEBEVİ’NİN YAPIM SÜRESİ

Mescidin yapımı yedi ay sürmüştür. Peygamberimiz (S.A.V) mescidin yapımına Medine’ye gelir gelmez hemen başlamıştır. Buna göre mescidin inşaatının başlaması, Miladi 12 Eylül 622 tarihinde / Hicri birinci yıl Rebiulevvel ayında olmuştur.

Peygamberimiz (S.A.V) Ebu Eyyub el-Ensari’nin yanında yedi ay kalmış; Mescidin yapımı ve Aişe ile Sevde validelerimizin odaları tamamlanmadan Ebu Eyyub’un evinden çıkmamıştır.

Mescid-i Nebevi’nin yapımı tamamlandığında çatısı yapılmamıştı. Peygamberimiz (S.A.V) Ebu Eyyub’un evinden 623 senesinin Nisan / Şevval ayında buraya taşınınca yaz başlamış ve sıcaklar bastırmıştı. Bunun üzerine Mescidin üzerine gölgelik yapılması istendi ve Peygamberimiz (S.A.V) bunu yaptırdı. Gölgeliğin yapımı senenin geri kalan kısmını kapladı. Buna göre Mescidin yapımı tam bir sene sürmüş oldu. Hz. Peygamber (S.A.V) Mescid tamamlandıktan sonra beş ay kadar Kudüs’teki Beytü’l-Makdis’e doğru namaz kılmıştır.

Peygamberimiz (S.A.V) iki eşinin odalarını yedi ay sonra Şevval ayında yaptırmıştır. Allah Resulü (S.A.V) Hz. Aişe (R.A) ile aynı senenin Şevval ayında evlenmişti. Rebiulevvel ayı ile Şevval ayı arasında ise yedi ay süre vardır (1 Şevval 1/7 Nisan 623).

SUFFE

Namaz Beytü’l-Makdis’e doğru kılındığı sıralarda Mescid’in güney cephesinin en arka kısmında müstakil kapısı olan bir gölgelik vardı. Kıble değiştirildikten sonra bu suffe kuzeye nakledildi ve yeri kuzey doğu köşesinden ayrıldı. Bu şu anki yerinin batısında Peygamberimizin (S.A.V) mübarek kabirlerinin güney kısmında Dekketü’l-Eğvat diye bilinen yerdedir.

Suffe, Medine’de muhacirlerden barınağı olmayanlar için bir barınaktı. Burada kalanlar Medine’de bir iş bulana kadar Mescitte geceliyorlardı. Bir iş bulan ise buradan ayrılıyor ve kendine bir ev ediniyordu. Bu yüzden Suffe’de kalanların sayısı bazen artıyor bazen de azalıyordu. Hatta bir ara Suffe’de kalanların sayısı altıyüze ulaştığı olmuştu. Peygamberimiz (S.A.V) zaman zaman burada kalanlarla oturup sohbet eder ve onlarla birlikte yemek yerdi. Her sahabe de burada kalanlardan bir ya da ikisini yemek yedirmek için evine konuk ederdi. Ayrıca sahabeler Suffe’ye hurma salkımları getirip buranın çatısına asarlardı.

Suffe’de kalanların en meşhurlarından biri olan Ebu Hüreyre (R.A) şöyle der: “Suffe’de benimle beraber kalan üçyüz kişi vardı. Sonra bunların hepsinin bir yere vali ya da komutan olduğunu gördüm. Böyle olacağını Peygamberimiz (S.A.V) Suffe’ye geldiği bir günde oradakilere müjdelemişti.”

Suffe’de kalanların sayısı müslümanların durumları iyiye gittikçe azalmaya devam etti. Öyle ki Peygamberimiz (S.A.V) hayattayken buradakilerin hepsi kendi evlerine taşındılar. Böylelikle fakir muhacirlerin Mescitte barınmaları sona erdi.

İLK İNŞAATIN ÜSLUBU

Mescidin ilk inşaat üslubu Araplar arasında “Semît” olarak bilinen kerpic üstüne kerpic örülmesi ile “Saîde” denilen bir kerpic üstüne yarım kerpic örülmesi tarzındaydı.

MESCİD’İN İÇ TEZYİNATI

Mescit ilk yapıldığında içi tefriş edilmiş değildi. Peygamberimiz (S.A.V) Mescidin yapımını yedi ayda tamamlamıştı. Bu tarih Hicri birinci sene Şevval ayı, Miladi 623 yılı nisan ayı idi.

Müslümanlar namazlarını yaz boyunca toprak üzerine secde ederek kılmışlardı. Kış aylarıyla birlikte şiddetli yağmurların başlaması ve toprağın ıslanması namaz kılınmasını zorlaştırdı.

Bunun üzerine namaza gelenler ceplerini çakıl taşlarıyla doldurup namaz kıldıkları yere bu taşları sererek ıslaklıktan korunmaya çalıştılar. Peygamberimiz (S.A.V) bu uygulamayı görünce beğendi ve uygun gördü.

Peygamberimiz (S.A.V) bu uygulama hakkında “Bu ne güzel!” başka bir rivayette ise, “Bu yer örtüsü ne güzel!” buyurmuş ve bundan sonra Mescidin tabanına çakıl taşı serilmiştir.

Bu olay muhtemelen Mescid’in yapımının hemen sonrasında yani 623 senesi kışında meydana gelmişti.

KIBLE’NİN DEĞİŞTİRİLMESİ

(Kıble Hicrî ikinci sene Şaban veya Recep ayında, Miladi 624 yılının ocak ayında değiştirilmiştir.)

Bera b. Azib (R.A) şöyle anlatır: “Allah Resulü (S.A.V) ile beraber onaltı ay boyunca Beytülmakdis’e doğru namaz kıldım. Bakara Suresindeki “Nerede olursanız olun yüzünüzü o yana çevirin” ayeti ininceye kadar bu böyle devam etti. Bu ayetler Hz. Peygamber (S.A.V) bir namazı tamamladıktan hemen sonra nazil olmuştu. Bu ayet indiğinde oradakilerden birisi bunun üzerine derhal kalkarak Beytü’l-Makdis’e doğru ikindi namazı kılan Ensardan bir gurubun yanına gitti. Burada Peygamberimiz’le (S.A.V) birlikte namaz kıldığına ve onun Kâbe’ye yöneldiğine şahitlik etti. Bunun üzerine oradakiler Kâbe yönüne döndüler.

Kıble kuzeyden güneye dönünce, bunu Mescitte yapılan değişiklik izledi.

Kıblenin değiştirilmesi ile ilgili ayetten sonra Allah Resulü (S.A.V) mihrabını Mescidin kuzeyinden güneyine naklederek Mekke-i Mükerreme’ye yöneldi.

Allah Resulü (S.A.V) bundan sonra iki ya da dört ay boyunca Hz. Aişe(R.A) sütununun yanında namaz kıldırdı. Daha sonra Muhallaka Sütununa ya da Mutayyebe’nin yanına geçerek ilerledi ve uzun süre boyunca namazlarını burada kıldı. Burası Peygamberimiz’in (S.A.V) namaz kıldırdığı yer oldu ve mihrabını buraya yaptı.

Hz. Peygamber (S.A.V) Mescidin direklerini hurma ağacı kalaslarından yaptı. Çatısını yani mihrap kısmı revakının çatısını yapraksız hurma dallarıyla kaplattı. Diğer kısımların üzerini açık olarak bıraktı. Mescidin dışında iki yanına odalar yaptı. Mescidin yapımını tamamladıktan sonra Hz. Aişe(R.A) ile onun odasında zifafa girdi. Bu hicri ikinci yılın şevval ayında vuku buldu.

KIBLE DEĞİŞTİKDEN SONRA MESCİD’İN KAPILARI

– Osman kapısı ki sonraları buna Cebrail kapısı denilmiştir.

– Mescidin kuzeyinde Beytü’l-Makdis yönündeki kapı. Bu güney kısımda kıble değişikliğinden sonra kapatılan kapının karşısına açılmıştır.

– Rahmet kapısı. Bu bab-ı âtike olarak da bilinir.

– Mihrabın sağında, kıble değiştikten sonra açılan kapı.

– Mihrabın solundaki kapı.

Mihrabın sağında ve solundaki bu kapılar yerinde şimdi Peygamberimizin(S.A.V) mihrabının kuzey ve sağ kısımlarında parmaklıklı kısma açılan iki kapı vardır.

HİCRİ ALTINCI SENEDE MESCİD’İN GENİŞLETİLMESİ

Mescidin yapılmasının üzerinden altı sene geçtikten sonra Medine-i Münevvere’de müslümanların sayısı artık iyice artmış, bir çok yerden buraya göçler olmuştu. Bunun sonucunda Mescit müslümanlara dar gelmeye başladı. Allah Resulü Hayber’i fethedip bir çok ganimet ele geçirince Mescidi genişletmeye karar verdi.

Bu genişletme çalışmaları esnasında bazı evlerin istimlak edilerek Mescide dahil edilmesi gerekti. Hz. Peygamber (S.A.V) bir adamdan evini bu işi için bağışlamasını isteyerek ona “Evini Mescide bağışlarsan, Cennette sana bir ev verilir!” dedi. Adam bunu kabul etmedi. Bunun üzerine Hz. Osman(R.A) gelerek adamla pazarlığa girişti ve evi onbin dirheme satın aldı. Daha sonra Peygamberimiz (S.A.V)’in yanına gelerek ona “Ey Allahın Resulü!, Bu adama teklif ettiğin bedel (yani cennette bir ev) karşılığında bu evi benden al” dedi. Peygamberimiz de cennette bir ev karşılığında bu evi aldı.

Peygamberimiz(S.A.V), Mescidin çatısının yapraksız hurma dallarıyla yapılı kalmasını tercih ediyor ve Mescidi için şöyle buyuruyordu: “Musa’nın çardağı gibi bir çardak”, benzetmesini yapıyordu. Ancak Ensar aralarında para ve mal toplayıp Mescid’in daha güzel bir görünümde inşa edilmesi için Hz. Peygamber’e (S.A.V) baş vurdular. Peygamberimiz bunları “Ben kardeşim Musa’nın yapmadığını yapmak istemem” diye cevapladı ve Mescid’e her yönden dört sütun ilave etti. Mescid’in kuzey ve batı yönlerlerinden bir kısmını yine çatısız üstü açık olarak bıraktı. Çatı olan kısmın yüksekliğini yedi ziraya çıkardı. Bunların sonucunda Mescidin kenar uzunluğu yüz zirayâ yüz zirâ, yani elli metreye elli metre oldu.

HAYBER’İN FETHİNDEN SONRA YAPILAN İKİNCİ İNŞAATIN ÜSLUBU

Allah Resulü (S.A.V) Ensardan birine ait olan, Mescide komşu geniş ve boş bir arsayı da Mescid’e dahil etti. Bazı sahabeler “Ey Allah’ın Resulü (S.A.V) Mescid’in binasını genişletseniz..” diyerek Peygamberimizden Mescid’in genişletilmesini talep etmişlerdi. Hz. Peygamber (S.A.V) de bu talebi yerine getirdi ve Mescid’in bu kısmını erkek ve dişi kerpiclerle yani biri uzunluğuna diğeri de enlemesine konulan farklı tipte kerpiclerle inşa etti.

ÖMER BİN HATTAB’IN MESCİD’E İLAVESİ

Hz. Ömer (R.A) zamanında nüfus artınca, halk “Ey müminlerin emiri Mescidi genişletseniz…” diye talepte bulundular.

Hz. Ömer(R.A) de mescide komşu evi olanları davet ederek onlara “Şu üç seçenekten birini seçin: Ya evleri satın ben de bedelini vereyim; ya bağışlayın ben de size müteşekkir olayım; ya da Peygamber (S.A.V) Mescidine sadaka olarak verin” diye teklif etti. Ev sahipleri de bunu kabul etti.

Hz. Ömer (R.A) Mescidi genişleterek Mescidin boyunu yüz kırk zirâ (yetmiş metre), enini yüz yirmi zirâ (altmış metre) yaptı. Güney kuzey ve batı olmak üzere üç yönden yaptığı ilavelerle yüksekliğini de onbir zirâ yani beş buçuk metreye çıkardı.

Hz. Ömer (R.A) Mescidin temeline de ilâveler yaparak altı ayak derinliğine ulaştırdı.

Hz. Ömer (R.A) ve Hz. Ebu Bekir’in(R.A) evinin tamamını ve Abbas ve Cafer b. Ebu Talib’in(R.A) evlerinin yarısını da mescit içine katmıştır.

HZ. ÖMER (R.A) ZAMANINDA MESCİD’İN KAPILARI

Mescidin batı kısmında iki kapı:

– Babu’s-Selâm: Hz. Ömer’in (R.A) açtığı yeni bir kapıdır.

– Rahmet kapısı: Bab-ı Âtike olarak da anılır.

Mescidin kuzeyinde iki kapı:

– Biri eski kapı

– Diğeri de ilk kapının batısında yeni bir kapı

Doğu yönünde iki kapı:

– Cebrail kapısı ki bu önceden “Osman kapısı” olarak bilinirdi.

– Kadınlar kapısı

HZ. OSMAN BİN AFFAN’IN (R.A) YAPTIĞI İLAVELER

Halk Hz. Osman’a (R.A) Mescidin darlığından yakınmış ve genişletilmesini talep etmişti. Hz. Osman (R.A) da ileri gelen sahabilerle konuyu görüşmüş ve müslümanları rahatlatacak şekilde mescidin yıkılarak genişletilmesi fikri kabul edilmişti.

Hz. Osman (R.A) söz sahibi kimselerin muvafakat ve desteğini aldı ve bir gün öğle namazını kıldıktan sonra konuyu halka arzetti. Daha sonra minbere çıkıp Allaha hamd-ü sena ederek şöyle konuştu: Ben Peygamberimizin (S.A.V) Mescidini genişletmek istiyorum. Hz. Peygamber’in (S.A.V) “Kim bir mescit inşa ederse Allah da cennette ona bir mescit yapar” buyurduğuna tanıklık ederim. Bu işi benden önce yapanlar da vardır. Emiru’l-Müminin Hz. Ömer (R.A) de Mescidi genişletmişti. Ben de Mescidin yıkılıp daha geniş bir şekilde yapılması hususunda ileri gelen sahabilerle görüştüm.” Bu konuşmadan sonra halk da bu fikri uygun gördü.

Hz. Osman(R.A), Hz. Hafsa’nın ve Hz. Mervan b. Hakem’in evinden geriye kalan kısmı satın aldı. Mervan’ın evi Abbas b. Abdulmuttalip ve Cafer b. Ebu Talib’in evlerinin bir kısmından oluşmaktaydı.

Mescidin genişletilmesine Hicri yirmidokuz senesinin Rebiulevvel ayında başlandı. Hz. Osman(R.A) da bizzat inşa işine katılmıştı. Hatta Mescidin yapımının başından sonuna kadar çalıştı. Çalışırken Mescitten çıkmazdı. Sabah kalkar kalkmaz Mescid’e gelerek işcilerle beraber çalışmaya koyulurdu. Namaz vakti geldiğinde onlara namaz kıldırırdı. Bazen uyumaya evine gider, bazen de Mescitte uyurdu. Hz. Osman(R.A) emriyle hurma kütüğü oyulup, içinde kireç elenerek hazırlanırdı.

HZ. OSMAN’IN(R.A) İNŞA ETTİĞİ MESCİDİN ÖZELLİKLERİ

– Hz. Osman (R.A) Mescidin sütunlarını işlenmiş desenli taştan yaptırdı. Bu sütunlarda demir direkler ve kurşun vardı.

– Mescidin tavanını saç ağacı kerestesiyle örttü. (Bu sert bir ağaç türüdür)

– Mescidin yapımında işlenmiş taşlar, yapraksız ve yapraklı hurma dalları ve kireç kullanılmıştır.

– Mescidi kireç ile badana yaptı.

– Doğu ve batı tarafına revaklar yaptı.

İlâveler:

– Kıble tarafı genişletildi.

– Dört köşeli sütundan sonrasına bir sutun daha eklendi.

– Kuzey tarafına 50 zirâ (25 metre) genişletildi.

SONRAKİ DEĞİŞİKLİKLER

Velid b. Abdülmelik ‘in Genişletme Çalışması

Velid b. Abdülmelik Hz. Ali’nin(K.V) oğlu Hz. Hasan’ın (R.A), namazı evinde dostlarıyla beraber kıldığını görüp insanların onun etrafında kümeleşmesinden kaygı duymuş ve Hz. Fatıma’nın(R.A) evini Mescid’e katmaı planlamıştı. Bunun üzerine Velid Mescidi genişletip Hz. Peygamberin(S.A.V) kabrini de Mescid içine almaya karar verdi.

Hicrî 88 yılı Safer ayında Mescidin belirli yerlerini yıkmaya başladı. Genişletme işinin tümü ise üç sene sürerek Hicri 91 senesinde tamamlandı.

Velid, Bizans Kralından yardım istemiş ve Kral da yüz işçi kırk yük mozaik süsleme ve birkaç yük de kandil zinciri göndermiştir.

Temeli taştan yaptı. Duvarları sıraya göre dizilmiş, işlenmiş oymalı taşlardan yaptı. Mescidin sütunlarını taştan yaptı ve demir direkler ve kurşun ile sütunları sağlamlaştırdı. Tavanı sert bir ağaç olan Sac ağacından yaptı. Mescidin tavanını altın suyuyla kapladı ve duvarları desenli mozaikler ve mermerlerle süsledi.

Batı tarafındaki duvarın kalınlığı iki zirâdan biraz azdı (95 cm.). Doğu duvarı ise su akıntı bölgesi içinde olduğu için iki zirâ dört parmak enindeydi.

Şiddetli ve uzun süre yağmur yağdığında mescidin zarar görmemesi ve namaz kılanların zor durumda kalmaması için Mescide üst üste iki çatı yapıldı. Alttaki çatının yüksekliği 12.5 metreydi. Ikdu’l-Ferit adlı eserinde İbn Abdi Rabbih Mescidi şöyle tasvir etmektedir: “Peygamber(S.A.V) Mescidi’nin kıble tarafındaki döşeme taşları yere doğudan batıya doğru enlemesine döşenmişti. Her safta onyedi direk vardı. Her iki direk arasında büyük ve geniş bir açıklık vardı. Kıble tarafındaki direkleri kireçle beyaza boyanmıştı ve oldukça yüksekti. Mescidin diğer sütunları ise mermerdendi. Kireçle boyalı taş sütunlar çok büyük dörtgen kaidelere oturtulmuştu. Bu sütunların tepeleri altın süslemeli idi ve tavanla bitiştikleri yerlerde sütun başlığı vardı. Bu sütun başlıkları altın kaplamalı ve desenli idi.”

Mescidin tavanı da aynı şekilde altın kaplamalı olan sütun başlıkları üzerindeydi.

Velid b. Abdülmelik Mescidi 19 metre daha genişletti. Bunun 9 metresi batı yönünden 10 metresi ise doğu yönündendi. Mescidin doğu tarafındaki odaların Mescid içine alınması da bu genişletme çalışmalarıyla olmuştur.

Mehdi’nin İlaveleri

Halife Mehdi zamanında hicri 161 senesinde Mescid-i Nebevi’nin genişletilme çalışmaları yeniden başladı. Bu çalışmalar beş sene sürdü ve Hicri 165 yılında iş bitirildi.

Mehdi Mescidin boyunu 27 metre genişletti. Abdurrahman b. Avf’ın “Daru’l-Melike” diye bilinen evini Abdullah b. Mesud’un “Daru’l-Kurra” diye bilinen evini, ayrıca Şurahbil b. Hasene ve Misver b. Mahreme’nin de evlerini Mescidin içine kattı.

Mehdi Velid’in Mescidin kuzeyine yaptığı ilaveleri yıkarak bu kısma ellibeş zira kadar ilave yaptı. Ayrıca Mescidin bu kısmı üzerinde geniş çaplı tadilatlar gerçekleştirdi ve mozaik ile desenler oluşturdu.

İlk Yangın: Hicri 654 yılı

654 yılında bir gün işçilerden biri elindeki ateşle Mescide girmiş ve dalgınlığı sonucu ateş örtüleri tutuşturarak yangın çıkmasına sebep olmuştu. Çıkan yangın derhal büyüyerek tavana kadar ulaşmıştı. Halk uykularından uyanarak gece karanlığında yangını söndürmeye koşup bütün gayretlerini göstermişlerdi. Ancak yangın tavandaki ahşap kısmı bütünüyle yok ettiği gibi süslemeleri ve yaldızlı örtüleri de ortadan kaldırdı. Bu yangın Medine’de yönetime Şiiler hakimken olmuştu.

Bu yangın Allahın bir lütfu olarak Allah Resulü (S.A.V)’in mübarek odalarına ve Osman (R.A) Mushafının da olduğu Mukaddes emanetlerin bulunduğu türbe bölümüne sıçramamıştı. Yangından sonra mescidin sütunları hurma ağaçları gibi rüzgarla sağa sola sallanır hale geldi.

Abbasi Halifesi Mutasım Billah, Bağdat yakınlarına kadar gelmiş Tatar tehdidiyle meşguliyetine rağmen Mescidin yeniden yapımı için gerekli alet ve ustaları göndererek 655 tarihinde onarımı başlattı. Nitekim Tatarlar daha sonra Bağdat’ı ele geçirdiler ve kısa bir süre sonra Mutasım’ı öldürdüler.

Bu onarımda Mescidin tavanı Peygamberimizin Mübarek odalarının tavanıyla eşit hale getirildi. Aynı zamanda yapım esnasında Hz. Peygamber’in (S.A.V) Mübarek odalarına bir şey düşmesinin önüne geçmek için araya bir engel konuldu. Bu onarımla Peygamberimizin Mübarek odalarının tavanı da onu Mescidin yüzeyinden ayırmak için bir insan boyu (bir buçuk-iki metre) kadar kerpicten parmaklık tarzında örüldü.

İkinci Yangın: (H. 886)

Bu sene içersinde Mescidin büyük minaresine yıldırım düşmesi sonucu mescit yandı. Medine halkı bu yangına karşı koyamadı ve Harem haznedar vekilinin de içinde bulunduğu bir gurubun ölmeleri sonucu halk mescitten kaçmaya mecbur kaldı. Allah’ın bir lütfu olarak da Peygamberimizin (S.A.V) Hücre-i saadetleri yangından kurtuldu.

Eşref Kaytabay, Mescid-i Nebevi’nin yangının bıraktığı izlerden arındırılmasını emretti ve yüzden fazla işçi ile birlikte gerekli alet ve techizatı Medine’ye gönderdi. Böylelikle Mescid-i Nebevi’yi büyük çapta onardı ve genişliğini bir parça daha arttırdı.

Ayrıca Osman b. Affan’ın Mihrabını genişletti.

Bu tarihten sonra Sultan Abdülmecid’in H.1277 yılında yaptığı genişletme çalışmalarına kadar Mescid-i Nebevi’de gerçek anlamda bir genişletme çalışması olmadı. Bu ara dönemde bütün yapılanlar fazla ehemmiyetli olmayan küçük çaplı onarımlardı.

Sultan Abdülmecid’in Genişletme Çalışması (H. 1265-1277)

Peygamber Mescidi bu aradaki dört yüz sene boyunca onarılarak yenilenmediği için tavanın bazı kısımları düşmeye yüz tutmuştu. Harem şeyhi Davut Paşa Mescidin bu durumunu ve yeniden yapılmaya olan ihtiyacını Sultan Abdülmecid’e haber verdi. Sultan Abdülmecid de Mescid’in ihtiyaçlarını tespit etmesi için uzman bir mühendisi Medine’ye gönderdi. Bunun sonrasında inşaat için gereken alet ve techizatı deniz yoluyla Yanbu limanına gönderdi.

Mescidin yapımına Medine’nin güney batı mevkiindeki dağlardan taş kesilerek başlandı. Sultan Abdülmecid Mescid-i Nebevi’yi inşa edip, tuğladan yapılan kemerler ve ahşap direkler üzerine çok sayıda çatı yaptı. Mescidin sütunları parçalar halinde oyulmuş kara taştan yapıldı. Sütunlar demir direklerle tutturularak demirin taş sütuna bağlantısı için kurşun dökülmüş ve sonunda bu sütunlar alçı ve kireçle kaplanmıştır.

Bu genişletme çalışmasında Mescide yeni bir kapı olarak Mecidiye kapısı eklenmiştir. Mescidin her genişletilmesi sonrası bu çalışmayı yapan idarecinin adını taşıyan yeni bir kapı yapılagelmiştir. Bu aynı şekilde Allah Resulü (S.A.V) zamanında Mescitte var olan sütunlarla onun hayatından sonraki yapılanlar arasında bunlara verilen isimler yoluyla yapılan ayırımlarda da görülür.

Sultan Abdülmecid’in bu onarım ve inşaası kırmızı rengi, estetiği, süsleri kubbeleri ve taş direkleri, duvarlara ve kubbenin iç kısmındaki hatları ile diğer onarımlara göre belirgin bir ayrıcalığı sahiptir. Bu onarımın günümüze kadar ulaşmış kısımları hala daha kendine özgü karakteriyle farkedilebilir. Bu farklılıklardan biri de ön duvardaki Hz. Peygamber’in (S.A.V) isimleri ve ayetlerdir. Mescidin hatlarının yazılması üç senelik bir çalışmayla olmuştur.

Bu tamir ve inşa yetmiş bin Mecidiye altınına malolmuş, projede hattatlar, mühendisler ve yönetimde görev alanların dışında üç yüz elli işçi çalışmıştır.

Suud Genişletmesi

Kral Faht b. Abdulaziz göreve gelir gelmez Mescid-i Nebevi’ye büyük önem vermiş ve Haremeyn tarihindeki en büyük genişletme projesini başlatmıştır. Bu sayede Mescid-i Nebevi normal günlerde 650 bin, hac mevsiminde ise bir milyondan fazla kişinin namaz kılmasına uygun hale gelmesi hedeflenmiştir.

Hicri 1405 yılının Safer ayında Mescid-i Nebevi’nin bakım ve genişletilmesi projesi için temel atılmış, proje çalışmaları Hicri 1406 yılının Safer ayında başlamıştır. Genişletme çalışmaları sonunda Mescid-i Nebevi’nin eski konumuna kuzey, doğu ve batı cihetlerden 167 bin kişinin namaz kılmasına elverişli 82 bin m²’lik alanın eklenmesi hedeflenmiştir.

Şu ana kadar 90 bin kişinin namaz kılmasına elverişli olacak şekilde 67 bin m²’lik bölümü Mescid’in iç kısmına dahil edilerek kullanıma geçilmiş ve böylece Mescid’in toplam alanı 257 bin kişinin namaz kılmasına imkan verecek tarzda 165 500 m² olmuştur.

Hadimu’l- Haremeyn Mescid’in etrafındaki alanların da namaz kılınabilir hale getirilmesini emretmiş ve Mescid’in etrafındaki 235 bin m²’lik alandan 135 bin m²’lik bölüm namaz kılmaya elverişli hale getirilmiştir ki burada 250 bin kişi namaz kılabilmektedir.

Bütün bu genişlemelerle birlikte Mescid-i Nebevi’nin toplam alanı normal zamanlarda 650 bin, hac zamanında ise bir milyon kişinin namaz kılabileceği 400.500 m²’ye ulaşmıştır. Bu genişletme Mescid-i Nebevi tarihindeki en büyük genişletmedir.

Mescid-i Nebevi’nin genişlemelerden sonraki alanı, Hz. Peygamber(S.A.V) zamanındaki Medine’nin merkezinin alanına eşittir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir